Dec 18, 2025

Fahri Selim Akkiz

Duygu Nedir

Duygu Nedir

Duygu Nedir

Duyguların bedensel hislerle nasıl şekillendiğini; onları fark etmenin, adlandırmanın ve anlamlandırmanın günlük yaşamımıza ne kattığını birlikte inceleyelim.

Duyguların bedensel hislerle nasıl şekillendiğini; onları fark etmenin, adlandırmanın ve anlamlandırmanın günlük yaşamımıza ne kattığını birlikte inceleyelim.

Duyguyu tanımlarken genelde mutlu üzgün veya heyecanlı gibi terimler kullanırız. 

Bunlar doğal olarak durum bilgilendirmemize yardımcı olur, iletişim kurarken karşı tarafa durumu en çok yansıtan potansiyel terimi sunmuş oluruz. Hislerin benzeşmesinden dolayı da normal şartlarda insanlar birbirlerinin bu hallerini anlarlar. 

Yine de bazı durumlarda duyguların tarifi zorlaşır karmaşıklığı anlatmak için farklı yollar deneriz. 

Örneğin ‘Bu nasıl derttir dermanı yoktur, bedenimde değil ruhumda sızı derken benzer bir şeyi ifade eder sanatçı. 

Edebiyatta bu tarz örnekler çoktur. Bir de ifade ederken bedensel durumları tarif etmek vardır. 

Sabah karnımın ağrısıyla uyandım, okula gitmek istemedim der bir çocuk mesela. Benzer duyguyu işe gitmek istemeyen yetişkinler de hisseder. Kaygının ifadesidir genelde. Onları karşılaşmaktan korktukları bir şeyler bekliyordur. 

Bunun gibi içsel ifadeleri anlattığımızda İnteroception dediğimiz bir eylemi gerçekleştirmiş oluruz. Bedenim ne diyor? Benden ne istiyor? 

Aslında burada hisler devreye giriyor. Ne hissettin? Bunu fark edebilen insan bu hissin o’nda hangi duyguyu uyandırdığını tarif eder. Yani duygu aslında hislerin anlamlandırılmış halidir. Dolayısıyla insan göğsünde bir şeylerin kalktığını hissettiğinde mutlu olduğunu tarif edebilir. Aynı zamanda mide bulantısı da olabilir yoğunluğuna ve olay anına göre. 

Bir arkadaşım 1.5-2 yıl boyunca bulunduğumuz ülkedeki üniversiteye çalıştığından ve hep o geliş anını gözetlediğinden bahsetti. ‘Hep hayalimdi hep oraya gitmek istedim ve oraya geldiğimde çok mutlu olacağımı biliyordum’. Diyordu. 

Fakat, dedi. Geldiğimde o mutluluğu hissedemedim. Sanki sıradan bir şey yaşıyor gibiydim. Hatta hissiz gibiydim. 

Bir diğer arkadaşım da bir zamanlar, hissedemiyorum pek bir şey. Kafam karışık. Sanki hissiz bakıyorum etrafa. Özledim bazı hisleri diyordu. 

Bana hep Tamino’nun sözlerini anımsatır. 

‘He says, ‘I, I have seen the world’s most beautiful places

Still I feel, as if I am a walking machine

Watching it all through a screen

There is nothing in between to me

This might as well not be real.’

Duygu demek ki öyle her an canlanan bir şey değil. 

O arkadaşlardan keşke bir dakika beraber zıplamayı isteseydim, sonra da bir nefes egzersizi yapmayı. O an bedenin rahatlamasının nasıl da mutlu edeceğini göreceklerdi. 

Duyguların oluşumunu tetikleyen hisler. Hislerin de oluşumunu tetikleyen bedenimizin işleyişi. Beynin ve vücudun ahenkli iletişimi. 

Bunu da bir senaryo üzerinden işleyelim. Ne zamandır görüşmediğiniz ailenizi yanına geliyorsunuz. Yolculuk yorucu geçmiş. Uykusuzsunuz. Kapıyı tıklıyorsunuz. Bir süre sonra başkası kapıyı açmadı diye annenizin söylene söylene geldiğini işitiyorsunuz. Kalbiniz aniden bir ritim daha hızlı vuruuyor. 

Anne sesini hatırlayan beyin, onunla beraber anneyle ilişkilendirilen şeylerin de tetiklenmesine neden oluyor. Bu da aniden oksitosin gibi hormonun salgılanmasını tetikliyor. Sinaplar ateşleniyor, kan hızlı pompalanmaya başlıyor. Terlemeye bile başlıyorsunuz. Uykunuz ve yorgunluğunuz bir anda gidiyor. Ve kapı açılıyor. Göz göze geldiğiniz anneniz. Size baktığı anda göz yaşlarına tutuluyor. Ağlayan anne gören gözleriniz ayna nöronları tetikliyor. O an aktifleşen hormonların sizde etkisiyle beraber sizde göz yaşlarınızı tutamıyorsunuz. Bu sefer kalbiniz sadece o teklemeyle değil, acı derecesinde sızlayarak duruyor. Sarılıyorsunuz aniden birbirinize. Temas eden bedenin her yanı sanki normalden bir kat daha hassaslaşmış. Sarıveriyorsunuz annenizi kollarınıza ve onu kavrıyorsunuz. Sanki ne kadar bastırırsanız o kadar üstünüzdeki o hassasiyeti ve yoğunluğu atacakmışsınız hissi doluyor içinize. Kokusu geliyor annenizin. Boşalıyor içinizdeki her sıkıntı yerine sevgi doluyor bedeniniz. 

Döngüyü fark ettiniz mi? Beklentileriniz sizde bazı hisler uyandırdı. Fakat duygunun boşalmasını sağlayan o beklenti olmadı. Bakışmak oldu, sesler oldu, dokunmak oldu, koklamak oldu. 

Bebeklikte insan tamamen interoseptif hislerini bilirler. Karnı acıkır, midesi bulanır, uykusu kaçar, ve bu onda kaygı oluşturur. Bu gerilim onda tepki verme isteği uyandırır. Ağlar veya sesler çıkarır. Bu tepki sonucunda geri dönüş alır fakat fark etmez. Tıpkı anne karnında nasıl olduğunu anlamadığı gibi. Bir süre sonra bu tepkilerin bazen daha fazla çıktığı zamanlarda desteğin bir anne tarafından olduğunu anlar. Anne figürü dediğimiz ana bakıcının onunla ilişkisini keşfettikten sonra yavaşça exteroceptive hissetmeyi keşfeder. Annenin ruh halinin ondaki tesiri çıkar ortaya. Annesini endişeli görmeye başladığı zaman kendisi de kaygılanır. 

Zamanı hızla ileri alıp çocuklara baktığımızda da, bazı durumlara insanların nasıl tepki verdiğine dikkat ettiğimizi fark ederiz. Onların tepkilerine göre bazı tepkilerin doğru veya yanlış olduğunu anlarız. 

Bir fark ergenlik döneminde olur. Bedenin en hızlı büyüdüğü zamana denk geldiği dönemdir. İnanılmaz hızlı bir iç dünyanın insanda derin hisler uyandırır. Bu derin hisler de dış seslerin ağırlığını hafifletir ve davranışlarında bazen aykırı şeyleri görmemize neden olur. Çocuğum normalde çok usluydu, ergenlikten beri farklı bir şeye döndü diyen velileri hatırlayın. Belki siz de onlardan birisinizdir. İşte çocuk interoceptive duyguların ağır bastığı bu dönemde eğer hislerini anlamlandıramazsa kaosa doğru sürüklenebilir. Duygu adlandırmak bu nedenle önemlidir. Zamanla bunlar dinginleştikçe ve anlamlandırabildikçe kişi onlarla ne yapacağını çözmeye de başlar. 

Sadece isimlendirmek ise her defasında yetmeyebilir. Duyguların renklere benzetilmesi bu noktada güzel bir örnek olacaktır. Bir çalışmada farklı insanlara kırmızı rengin katmanlarını gösterip, kırmızı renk sence hangi noktada kırmızı olmaktan çıkıyor? Diye sorduklarında herkesten farklı cevaplar aldığını gözlemliyor. Aynı gözler ve aynı reseptörlerle algıladığımız, hatta genetik anlamda aynı tepkilerin verildiği renklerde bile inanılmaz farklar var. Duygularda bu durumu varın siz tahmin edin. 

Bu problemi çözmek için duyguların isimlendirilmesi yerine derecelendirilmesi kullanılıyor. Değerlik ve Uyarılma dereceleri. 

Değerlik derken ne kadar zevk-keyif-haz verici olup olmadığını ifade ederiz. 

Uyarılma derken de, bu hissin bizi ne kadar sakinlik veya coşkunluk uyandırdığından bahsederiz. 

…devam edecek

Author

Fahri Selim Akkiz

References

  • Yılmaz, D. (2024). Bilinç, irade ve gündelik dikkat üzerine kısa notlar. Divan Terapi Arşivi.

  • Kara, S. (2023). Dürtüsel davranışlar ve farkındalık pratikleri. Psikoloji Okumaları Dergisi, 12(3), 44–58.

  • Aydın, M. (2022). Odak, alışkanlık ve dijital yaşam üzerine gözlemler. Klinik Notlar Yayınları.

Read more stories

Çocuklar ve Ekran

‘Hepimiz sözcüklerle düşünmeye o kadar alıştık ki, sözcük göstergesi olduğu gerçekliği bizden saklıyor. Kendisinin de tek olmasından türü sözcük bizi çok güçlü bir şekilde nesnelerin gerçek tekliğine inanmaya itiyor. Tembel bir kuram olan değişmez karakter kuramını, karakter sözcüğüyle kışkırtılmış bu telkine borçluyuz. Peki ama karakterin bir sonuçtan başka bir şey olmadığını gerçekte görmeyen kim?’



-İrade terbiyesi 

Jules Payot


Modern toplumda her konuda fikri olan genç bir nesil yetişiyor. Eminim ki hepimizin Alpha neslinden olan çocuklarının ne kadar bilgiye sahip olduklarından veya bilmemesini gerektiğini düşündüğümüz konular hakkında fikir sahipleri olduklarını gördüğümüzde şaşırdığımız anlar olmuştur. 


Bu nesil bu kadar bilgiye nasıl sahip oluyor? Bu kelimeleri nereden biliyor? Ne biliyor ki bu konuda bu kadar fikire sahip diye soruyoruz kendimize. 


Sosyal medyanın çocuklara en büyük getirisi belki de bu aslında. O kadar çok bilgi parmaklarının altında ki, bu aslında bu bilgi havuzuna giren herkes için kaçınılmaz bir durum. 


Bize neden düşmüyor derseniz, algoritma işini anlatmamıza gerek yok. Yaşına göre ilgi alanına göre canlanan bir mekanizma. Yeni yeni dünyayı keşfeden çocukların da keşfedecek onca şeylerin arasında kaybolduklarını gördüğünüz gibi, aynı zamanda hiçbir faydası olmadığını düşündüğümüz şeylerin de tutsakları olduklarını gözlemleyebiliriz. Kimisi de ikisinde de gelip gider. 


Peki bu kadar bilgi ne demek? Bu çocuklara nasıl bir etkisi var?


Bence Jules Payotun bu paragrafta ifade ettikleri bunu ciddi biçimde özetliyor. İnsan kelimelerin ifade ettiği bilgilere o kadar çok kendini veriyor ki, bunların aslında gerçeklikteki karşılıklarını bilmese de bildiğini zannederk gerçeklikten aslen uzak bir yaşama sebep oluyor. Evet, çocuğunuz kadın erkek eşitliğine dair yorum yapıp bazı meşhur aktivistlerin ismini sayabilir. Kendini aktivist diye tanımlayabilir. Bazı işlerin neden güzel bazı işlerin de kötü olduğu hakkında fikirlerini söyleyebilir. Öfkeli insanlarla muhatap olmadan bir insanla nasıl ilgilenileceğini anlatabilir. Veya bazı hiç gitmediği hakkında çok ciddi düşüncelere sahip olabilir. 


Bu da gerçeklikten uzak ama içinde çok ciddi etkileri olduğu zannedilen durumlara sokar. O hayalin içinde yaşarken gerçekler zor gelmeye başlar. Hayat kelimelerden ve düşüncelerden ibaret bir gerçeklik olur. Bir yanılsama bir hayal içinde yetişen bu çocuklar, mecburen sahada yüzleşecekleri ana kadar kendilerini üstte görüp, gerçekle yüzleştikten sonra yere çok sert çarpabilirler. 


Bunu önlemeyi isteyen ailelerin çocuklarına yapabilecekleri en büyük iyilik, dozajını orantılı şekilde ayarlayarak hayatın içinden işlerle ve uğraşlarla mücadele ettirmek. Bazen bir masa yapmanın minecraftta sandığa odun koymaya benzemediğini, emek ve zaman gerektirdiğini fark ettirmeniz; bazen de hastane yakınlarında çalışırken, yüzlerce insanın ne kadar hastalıklarla ve zorluklarla karşılaştıklarına şahit olmaları için örneklerin görünebileceği yerlerde olmalılar. İşte ancak bu şekilde yine Payotun dediği gibi ‘Karakterin bir sonuçtan başka bir şey olmadığını’ anlayabilirler. Davranışlarımızın sonuçlarıyızdır her birimiz. Hayatın etkilerine verdiğimiz tepkiler bizi şekillendirir. Yoksa klavye efendiliği yalnızca şov olmaktan ileri bir adım atamaz. 



10.07.2026

Yazıyı oku

10 Dakika

Selim

Yüz Yüze Görüşmeye Hazır Mısın?

This space is here for questions, clarity, or the first step forward, at your own pace. Whatever brings you here, we’ll respond thoughtfully with care and respect.

Yüz Yüze Görüşmeye Hazır Mısın?

This space is here for questions, clarity, or the first step forward, at your own pace. Whatever brings you here, we’ll respond thoughtfully with care and respect.

Yüz Yüze Görüşmeye Hazır Mısın?

This space is here for questions, clarity, or the first step forward, at your own pace. Whatever brings you here, we’ll respond thoughtfully with care and respect.

  1. İlk Adım

Psikoloğunuzu
Seçin
Psk. Sena Yolartıran

Çocuk, Ergen ve Genç Yetişkin Psikoloğu

Psk. Fahri Selim Akkız

Çocuk, Ergen ve Genç Yetişkin Psikoloğu

  1. İkinci Adım

Uygun Olan Randevu
Tarihinizi Seçiniz