
Duyguyu tanımlarken genelde mutlu üzgün veya heyecanlı gibi terimler kullanırız.
Bunlar doğal olarak durum bilgilendirmemize yardımcı olur, iletişim kurarken karşı tarafa durumu en çok yansıtan potansiyel terimi sunmuş oluruz. Hislerin benzeşmesinden dolayı da normal şartlarda insanlar birbirlerinin bu hallerini anlarlar.
Yine de bazı durumlarda duyguların tarifi zorlaşır karmaşıklığı anlatmak için farklı yollar deneriz.
Örneğin ‘Bu nasıl derttir dermanı yoktur, bedenimde değil ruhumda sızı derken benzer bir şeyi ifade eder sanatçı.
Edebiyatta bu tarz örnekler çoktur. Bir de ifade ederken bedensel durumları tarif etmek vardır.
Sabah karnımın ağrısıyla uyandım, okula gitmek istemedim der bir çocuk mesela. Benzer duyguyu işe gitmek istemeyen yetişkinler de hisseder. Kaygının ifadesidir genelde. Onları karşılaşmaktan korktukları bir şeyler bekliyordur.
Bunun gibi içsel ifadeleri anlattığımızda İnteroception dediğimiz bir eylemi gerçekleştirmiş oluruz. Bedenim ne diyor? Benden ne istiyor?
Aslında burada hisler devreye giriyor. Ne hissettin? Bunu fark edebilen insan bu hissin o’nda hangi duyguyu uyandırdığını tarif eder. Yani duygu aslında hislerin anlamlandırılmış halidir. Dolayısıyla insan göğsünde bir şeylerin kalktığını hissettiğinde mutlu olduğunu tarif edebilir. Aynı zamanda mide bulantısı da olabilir yoğunluğuna ve olay anına göre.
Bir arkadaşım 1.5-2 yıl boyunca bulunduğumuz ülkedeki üniversiteye çalıştığından ve hep o geliş anını gözetlediğinden bahsetti. ‘Hep hayalimdi hep oraya gitmek istedim ve oraya geldiğimde çok mutlu olacağımı biliyordum’. Diyordu.
Fakat, dedi. Geldiğimde o mutluluğu hissedemedim. Sanki sıradan bir şey yaşıyor gibiydim. Hatta hissiz gibiydim.
Bir diğer arkadaşım da bir zamanlar, hissedemiyorum pek bir şey. Kafam karışık. Sanki hissiz bakıyorum etrafa. Özledim bazı hisleri diyordu.
Bana hep Tamino’nun sözlerini anımsatır.
‘He says, ‘I, I have seen the world’s most beautiful places
Still I feel, as if I am a walking machine
Watching it all through a screen
There is nothing in between to me
This might as well not beb real.’
Duygu demek ki öyle her an canlanan bir şey değil.
O arkadaşlardan keşke bir dakika beraber zıplamayı isteseydim, sonra da bir nefes egzersizi yapmayı. O an bedenin rahatlamasının nasıl da mutlu edeceğini göreceklerdi.
Duyguların oluşumunu tetikleyen hisler. Hislerin de oluşumunu tetikleyen bedenimizin işleyişi. Beynin ve vücudun ahenkli iletişimi.
Bunu da bir senaryo üzerinden işleyelim. Ne zamandır görüşmediğiniz ailenizi yanına geliyorsunuz. Yolculuk yorucu geçmiş. Uykusuzsunuz. Kapıyı tıklıyorsunuz. Bir süre sonra başkası kapıyı açmadı diye annenizin söylene söylene geldiğini işitiyorsunuz. Kalbiniz aniden bir ritim daha hızlı vuruuyor.
Anne sesini hatırlayan beyin, onunla beraber anneyle ilişkilendirilen şeylerin de tetiklenmesine neden oluyor. Bu da aniden oksitosin gibi hormonun salgılanmasını tetikliyor. Sinaplar ateşleniyor, kan hızlı pompalanmaya başlıyor. Terlemeye bile başlıyorsunuz. Uykunuz ve yorgunluğunuz bir anda gidiyor. Ve kapı açılıyor. Göz göze geldiğiniz anneniz. Size baktığı anda göz yaşlarına tutuluyor. Ağlayan anne gören gözleriniz ayna nöronları tetikliyor. O an aktifleşen hormonların sizde etkisiyle beraber sizde göz yaşlarınızı tutamıyorsunuz. Bu sefer kalbiniz sadece o teklemeyle değil, acı derecesinde sızlayarak duruyor. Sarılıyorsunuz aniden birbirinize. Temas eden bedenin her yanı sanki normalden bir kat daha hassaslaşmış. Sarıveriyorsunuz annenizi kollarınıza ve onu kavrıyorsunuz. Sanki ne kadar bastırırsanız o kadar üstünüzdeki o hassasiyeti ve yoğunluğu atacakmışsınız hissi doluyor içinize. Kokusu geliyor annenizin. Boşalıyor içinizdeki her sıkıntı yerine sevgi doluyor bedeniniz.
Döngüyü fark ettiniz mi? Beklentileriniz sizde bazı hisler uyandırdı. Fakat duygunun boşalmasını sağlayan o beklenti olmadı. Bakışmak oldu, sesler oldu, dokunmak oldu, koklamak oldu.
Bebeklikte insan tamamen interoseptif hislerini bilirler. Karnı acıkır, midesi bulanır, uykusu kaçar, ve bu onda kaygı oluşturur. Bu gerilim onda tepki verme isteği uyandırır. Ağlar veya sesler çıkarır. Bu tepki sonucunda geri dönüş alır fakat fark etmez. Tıpkı anne karnında nasıl olduğunu anlamadığı gibi. Bir süre sonra bu tepkilerin bazen daha fazla çıktığı zamanlarda desteğin bir anne tarafından olduğunu anlar. Anne figürü dediğimiz ana bakıcının onunla ilişkisini keşfettikten sonra yavaşça exteroceptive hissetmeyi keşfeder. Annenin ruh halinin ondaki tesiri çıkar ortaya. Annesini endişeli görmeye başladığı zaman kendisi de kaygılanır.
Zamanı hızla ileri alıp çocuklara baktığımızda da, bazı durumlara insanların nasıl tepki verdiğine dikkat ettiğimizi fark ederiz. Onların tepkilerine göre bazı tepkilerin doğru veya yanlış olduğunu anlarız.
Bir fark ergenlik döneminde olur. Bedenin en hızlı büyüdüğü zamana denk geldiği dönemdir. İnanılmaz hızlı bir iç dünyanın insanda derin hisler uyandırır. Bu derin hisler de dış seslerin ağırlığını hafifletir ve davranışlarında bazen aykırı şeyleri görmemize neden olur. Çocuğum normalde çok usluydu, ergenlikten beri farklı bir şeye döndü diyen velileri hatırlayın. Belki siz de onlardan birisinizdir. İşte çocuk interoceptive duyguların ağır bastığı bu dönemde eğer hislerini anlamlandıramazsa kaosa doğru sürüklenebilir. Duygu adlandırmak bu nedenle önemlidir. Zamanla bunlar dinginleştikçe ve anlamlandırabildikçe kişi onlarla ne yapacağını çözmeye de başlar.
Sadece isimlendirmek ise her defasında yetmeyebilir. Duyguların renklere benzetilmesi bu noktada güzel bir örnek olacaktır. Bir çalışmada farklı insanlara kırmızı rengin katmanlarını gösterip, kırmızı renk sence hangi noktada kırmızı olmaktan çıkıyor? Diye sorduklarında herkesten farklı cevaplar aldığını gözlemliyor. Aynı gözler ve aynı reseptörlerle algıladığımız, hatta genetik anlamda aynı tepkilerin verildiği renklerde bile inanılmaz farklar var. Duygularda bu durumu varın siz tahmin edin.
Bu problemi çözmek için duyguların isimlendirilmesi yerine derecelendirilmesi kullanılıyor. Değerlik ve Uyarılma dereceleri.
Değerlik derken ne kadar zevk-keyif-haz verici olup olmadığını ifade ederiz.
Uyarılma derken de, bu hissin bizi ne kadar sakinlik veya coşkunluk uyandırdığından bahsederiz.
…devam edecek
References
Yılmaz, D. (2024). Bilinç, irade ve gündelik dikkat üzerine kısa notlar. Divan Terapi Arşivi.
Kara, S. (2023). Dürtüsel davranışlar ve farkındalık pratikleri. Psikoloji Okumaları Dergisi, 12(3), 44–58.
Aydın, M. (2022). Odak, alışkanlık ve dijital yaşam üzerine gözlemler. Klinik Notlar Yayınları.
Read more stories
You don’t have to figure it out alone anymore
Life can feel heavy at times. Here, you’ll find space to slow down, feel understood, and move forward with support that meets you.
