Bil-mek

Dec 18, 2025

Fahri Selim Akkiz (White Girl)

Bir şeyi bilinçsizce yaptım demek zordur. Çünkü insanın yaptığı her hareket bir enerji kullanımı anlamına gelir. Eğer bir kelime söylemekse, bu ağzı oynatmaktan tutup beden dilimize kadar her türlü hareketi içerir. Bir topa vurmak veya bir şeylere bedenle tepki vermek de aynı şekilde, o an bir bilinçli eylem gerektirir. Bu yoğun bir tartışma içerir; determinizm ile özgür irade tartışmaları hepimiz için malum. Bu yazıda bilinçli ve bilinçsizi tanımlamaya çalışıp bir çıkarım üzerinde durmaya çalışacağız. 

Bilinçli hareketler ve bilinçsiz hareketler. 

Neyin bilinçli, neyin bilinçsiz olduğunu tartışabiliriz. Bazı şeylerin duyguların yoğun dürtüsünden dolayı işin içine mantıklı hesaplamalar gelmediğini söyleyebilirsiniz mesela. 

“Nasıl yaptığımı anlamadım; bir anda gelişti ve o şeyi yaptım!” Cümlesi insanın bilinçsizce yaptığını ifade eder. Refleksle gelen hareketleri buna dahil diyebiliriz. 

Halı sahadasın. Ani bir ses duydun ve karşındaki insanların korkuyla tam senin arkana baktığını fark ettin. Arkandan top geldiğini fark edersin. Bu saliseler içerisinde ya başını koruma eylemine girişirsin ya da girişmezsin. 2 seçeneğin vardır. Eğer hafif bir yavaşlık gösterirsen kafana topu yersin, hareket edersen de büyük ihtimalle zarardan sıyrılabilirsin. O an yapacağın tercih her ne kadar saliseler içerse de, bir dürtü üzerine alınan bilinçli bir kararı gösterir. 

Diyelim eğilmedin ve kafana top çarptı. Kaçmama zaman yoktu bahanesini kullanmazsın. Sen de farkındasın ki zamanın vardı. Diyelim ki eğildin ve kurtuldun. O zaman da reflekslerim çok iyidir deyip tüm başarıyı kendine çekemezsin. “Evet, başardım, acaba örümcek adam ben miyim?” Diye şakayla karışık kendinden şüphe edersin belki de. 

Böyle bakınca, bilinçli hareket mantık ve düşünce içerirken, bilinçsiz hareket duygusal ve dürtüsel olabilir. 

Bilinçsiz hareketin süresi çok kısa olmalıdır. Mesela, biraz ileride yürüyen çocuğunun sendelediğini ve düşeceğini gören bir baba, ani duygusal dürtüsüyle harekete geçer. Fakat geçtiği anın 1 veya 2 saniyesinin sonrasında bilinç devreye girer ve nasıl kurtaracağının planlamasını tasarlar. O an bilinçsiz ve bilinçli arasındaki farkı sadece daha önce benzerini yaşayan biri anlar. 

Aradaki farkı hissettiyseniz, bilinç ve irade arasındaki ilişkiye bakalım. İrade, insanın bilinçli aldığı kararların olabilitesini ifade eden bir terimdir. Bilinçli karar verme kapasitesi. 

Mesela aniden tatlı yeme isteği içine doğdu. Bu dürtü duygusal ve bilinçsiz gerçekleşir. İçerden bir yerden bu his doğmuştur. Bunu birçok şey tetiklemiş olabilir; orası ayrı bir konu. Fakat o an tek farkında bilincinde olduğumuz durum tatlı yemeği isteğidir. 

Tatlı ye fikri - Bilinçsizce çıkan dürtü. 

Tatlıyı yemeli miyim? Tatlıyı nasıl yerim? Tatlım var mı? Tatlıyı en son ne zaman yedim? Hangi tatlıyı yemeliyim? Vb. Sorular - Bilinçli düşünce eylemi. Hatta o esnada ayağa kalkmak, kafanı çevirmek veya bunu sesli söylemek gibi o düşüncenin beraberinde gelişen eylemler de bilinçlinin parçası. 

Sonuç olarak, tatlı yerse, bu kişi bilinçsiz bir mekanizmanın uyarısına bilinçli bir şekilde katılım sağlamış olur. Bu da bilinçli bir karar olduğu kadar bilinçsiz gelişen dürtüyü de kararın önemli bir parçası kılar. 

Fakat tam tersi durumda, yani yemeyi reddederse, o zaman bilinçli bir kararla bilinçsiz dürtüyü durdurmuş olur. Bu da bilinçli tercihin yetkiyi tam elinde tuttuğunu ifade eder. 

İlk durumda iradede eksiklik, ikinci örnekte ise iradenin tam olduğunu gözlemleriz. 

İradeli insan bilinçli tercihler yapma kapasitesi yüksek insandır. 

Kimse %100 iradeli bir insan değildir. 

İrade sadece yüksek veya düşük diye adlandırılır. 

Bu tanımdan çıkarımımız şudur. Bilinçli tercihler iradeyi güçlendirir. İrade güçlendikçe de bilinçli tercih artar. İradesi yüksek insan karar alırken değerlendirme becerisi artar. Nitekim, hazzı erteleme kapasitesi gelişir. Planlama becerileri gelişir. Dürtüleri tanır ve onların geliş gidişlerini fark eder. Bunların farkına vardıkça odağı artar, çünkü artık dürtüleri sebebiyle dikkati dağılmamaya başlar. 

Örneğin, herkesin bildiği gibi, beyaz, gri veya siyah sesler gibi adlandırılan sesler, aslında sürekli devam eden bir dışsal dürtüdür. Fakat, ilk başta fark etsek de bir süre sonra bunlar arka plana düşer ve o kadar da rahatsız etmemeye başlar. Dışsal dürtüler ne kadar spontane olursa, o kadar dikkat dağıtır. Bu nedenle sürekli devam eden sesler dikkat dağıtmaz, belki dikkate katkısı bile olabilir. 

Tıpkı bunun gibi, içsel dürtüler de spontane oldukları zaman dikkat dağıtıcı olur. Fakat, insan bu dürtüleri bilinçli bir şekilde ele almaya başlarsa, zamanla bu dürtüler spontane olmaktan çıkar ve geldikleri vakit bunları doğal karşılarız ve akıp gitmesine müsaade ederiz. Klasik her zaman gelen dürtüdür sonuçta. Biliriz, fakat bizi o kadar da etkilemez. 

Şimdi de bilincin odakla bağlantısını görmüş olduk. Bilinçli insanın odağı daha yüksektir. Çünkü dürtülerini tanır ve bunları göz ardı edebilir. 

Peki, odağı yüksek insanın artısı nedir? Odağı yüksek insan anında daha çok kalır. Daha çok buradadır. Daha çok yaşar. Dolayısıyla, iletişiminde ve kararlarında daha isabetli davranışlar gösterir. Kendini hayal ettiği haliyle daha yakın kararlar alır. 

Bu da aldığı kararları daha sağlıklı kılar. Sonuçları ne olursa olsun, kararı kendisi vermesiyle bunun sorumluluğunu da kendine alır. Daha kendisiyle barışık kararlar alan insanın genel mutluluğu artar. Hayatından daha çok memnun olur. Benliğiyle daha barışık olur. 

Umarım bağlantıyı yakalıyorsundur. Çünkü şimdi bize uyuşturucudan, alkolden, sigaradan daha çok zarar veren şeyin neden gerçekten daha zararlı olduğunu gösterecek bağlantıyı kuracağım. 

Çok tanıdık bir eylemden bahsedeceğim. Çok basit. Uygulanması da oldukça rahat. Her an her vakit yapabildiğiniz o eylem. İnsanın 5 duyusundan birinde en çok etkin olan beden parçasıyla yaptığımız eylem; parmaklarımızla. Kaydırmak. Evet. Sanırım nereye vardığımı anladın bile. 

O ekranda baktığın şeyi hafif kaydırmak. İki kere tıklamak. Ve her hamlenin ardından, sesiyle görüntüsüyle canlanan o şeyler. Bir tat ve koku vermediği kaldı o şeylerin. Her an inanılmaz farklı yerlere götüren o şeyler. Fakat onun da çaresi bulundu. 

Dikkatinizi çekerim, neden birçok insan şu an yemek yerken sosyal medyada gezmeyi sever? 

5 duyunun her birini an be an aktifleştirdiği için. 

Peki neyle başlıyor bu 5 duyunun aynı anda aktifleştiği eylem? 

Parmağın kaydırmasıyla. Tıklamasıyla. 

Bir hareket ne kadar basitse, öğrenmesi o kadar kolaydır. Kolay öğrenilen teknikleri tekrar yapması da kolaydır. Unutulması zordur. Bruce Lee, ‘Bin hareketi bir kere yapandan değil de, bir hareketi bin kere yapandan korkarım’ demiş. Fark ederseniz, hangi hareketi çokça tekrarlarsanız, o harekete refleksiniz artar; içselleşir. Ne olur içselleşen şeyler? İçsel dürtülerin oluşumunu sağlar.

Günde 100 kere parmak kaydıran bir insanın içsel dürtüsü ne olur sizce? Bunu ilk başta bilinçli yapan o insan zamanla bilinçsizce yapmaya kayar. Normalleşir. Kaybolur gider. Hayatının parçası olur; o ses fark etmezsin, tıpkı beyaz ses gibi. Bu durumda spontane gelip rahatsız eden şey ne olur? Gerçek hayatın gerekçeleri. Dersler, başkalarının sizle konuşması, diş fırçalamak, yatak toplamak, dışarıya çıkmak, yemek yapmak, spor yapmak, konuşmak. 

Hayat nasıl da tersine döndü, değil mi? Kaydırmak normal. Diğer her şey dikkat dağıtıcı. 

Hani telefon bildirimleri dikkat dağıtıyordu? Farkında olmadan birçoğumuzun hayatı telefonlaştı ki artık diğer şeyler bize eziyet olmaya başladı. 

İlk defa eline telefon alan yaşlılarımızın yaşadığı zorluğu düşünün. Sonra ben alışamadım telefona ya, zor bu demeleri. Anlamıyorum bu cihazı sevmedim demeleri. Aynı tepkiyi bizim kitap okumaya, konuşmaya, sadece oturmaya verişimiz tuhaf değil mi? Aynı duyguyu barındırıyor ikisi de. 

Kızmayın çocuklarınıza, kendinize, dünyaya. Sadece farkına varın. Farkındalıkla hareket edin. Bilinçli davranışı artırın. Nasıl yapılacağını ben anlatmayayım. Siz keşfedin. Unutmayın, keşif süreci, bilincin en aktif hâle geldiği süreçtir. Çünkü dürtüsel ve içsel olmayanla iç içeyizdir. 

Son olarak, irade kas gibidir. Kas dirençle gelişir. Ağırlık arttıkça direnç artar. Direnç arttıkça kas gelişir. Kas gelişimi, bedenin şekillenişiyle, ağırlıklara karşı olan direncin artışıyla takip edilebilir. İrade de aynı şekilde beynin nörolojik bağlantılarını kuvvetlendiren eylemlerin ne kadar bilinçli tercih içerdiğiyle takip edilebilir. Kas gelişimi tek günde olmaz. Fazla yüklenirseniz, fazla yırtılır, onarılması zorlaşır, bu da bir gün kas çalışıp 10 gün dinlenmenize neden olur. Fazla yüklenmeyin. Planlayın. Takip edin. Besinlerinizi iyi alın. Nedir iradede besin? Kas için bu protein, kalsiyum, demir gibi şeyler olduğu gibi, iradenin de çeşitleri çeşittir. Uyku, sosyal destek, yemek ve heyecan. Siz kendinize daha neler uyarsa, ekleyip çıkarın. Kendinize iyi bakın. 

Author

Fahri Selim Akkiz (White Girl)

References

  • Yılmaz, D. (2024). Bilinç, irade ve gündelik dikkat üzerine kısa notlar. Divan Terapi Arşivi.

  • Kara, S. (2023). Dürtüsel davranışlar ve farkındalık pratikleri. Psikoloji Okumaları Dergisi, 12(3), 44–58.

  • Aydın, M. (2022). Odak, alışkanlık ve dijital yaşam üzerine gözlemler. Klinik Notlar Yayınları.

You don’t have to figure it out alone anymore

Life can feel heavy at times. Here, you’ll find space to slow down, feel understood, and move forward with support that meets you.